TAYLAN KÜMELİ MEDYA YANSIMALARI

Kilo kaybederken motivasyonunuz ne olmalı?

Daha önceki araştırmalarda, sağlıklı kilo verme sürecinde iki majör motivasyon olduğu söylenmişti. Kabaca bunların, otokontrol ve uzman direktiflerini takip etme olduğunu belirtebiliriz. Otokontrol olarak söz ettiğimiz, bir çeşit irade eğitimidir. İrademizde, bize kilo aldıran ve vermemizi engelleyen çatlakları keşfettiğimiz bir sorgulama süreci de diyebiliriz. Bu zaafları su yüzüne çıkarırken, iç ve dış etkenleri tanımlıyoruz farkında olmadan aslında. Bunu yaparken de, bizi kilo vermeye iten iç ve dış etkenleri de buluyoruz tabii... Eğer ki, sağlığımızla, hareket kabiliyetimizle, gün içindeki performansımızla ilgili bir şikâyetten ötürü kilo verme sürecini başlatmışsak; bizi harekete geçiren etken iç etkendir. Ancak, görünüş, kırıcı söylemler, mesleki nedenler, kabul görme ya da beğenilme gibi oldukça doğal sosyal sebeplerle kilo vermeye başlamışsak bunları dış etkenler olarak sayabiliyoruz. Ancak en doğru motivasyonu bu iki etkenin birleşiminde bulabiliriz. Hem sağlıklı olmak hem güzel görünmek için kilo vermeyi istemek, en kuvvetli kilo verme motivasyonudur.

İÇ MOTİVASYON

Araştırmalar gösteriyor ki, iç motivasyon dediğimiz sağlık motivasyonu sebebiyle kilo veren kişiler belki görünüş kaygısı ile kilo veren kişilerden daha yavaştırlar. Ancak bu kişilerin, yani sağlık motivasyonunu göz ardı etmeyenlerin başarısı daha uzun vadeli, başvurduğu metotlar daha güvenlidir. Öte yandan, kendisi dışında başka herkes yüzünden kilo vermek isteyen kişiler, akıl almaz yöntemleri göze alabilmektedirler. Bedenlerini tahrip edecek kadar hızlı kilo verdirici yöntemler aramakta, kendilerini aç bırakmakta, sürekli onay bekler vaziyette kendilerine eziyet etmektedirler. Bunun en uç örneğini görebilmeniz için Requiem for a Dream isimli filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kişilerin kendilerine dürüst ama insaflı itiraflarda bulunması çok önemli... Kilo vermenin başındaki “motivasyon” engelini kaldırmak için kendinizi dürüstçe görmelisiniz. Bu anlamda, beslenme ve sağlıklı yaşam konusundaki hatalarını düzeltmek üzere kendisine itiraf eden kişilerin, diğerlerinden daha hızlı yol kat ettiği bilinen bir gerçek. Eğer bu konuda hiç arzu ettiğiniz ölçüde motive ve moralli olmadıysanız, uzmanlarınızdan yardım alabilir, kendi kişisel ateşleyicinizi bulabilirsiniz.

KİŞİSEL ATEŞLEYİCİ

Kişisel ateşleyici, inanın öylesine bir söz değildir. Bu aslında siz ve beslenme alışkanlığınız arasındaki koridordur. Bu öğeyi keşfetmek, kendi parçalarınızdan birini keşfetmek anlamına gelecektir. Bu kimi zaman eski pantolonlarınızdan birinin içine girmek olabilir, kimi zaman da merdivenleri daha süratle çıkabilme arzusu olabilir. Âşık olmak, yeni arkadaş ve iş çevrelerine girmek de kilo vermek için en yüksek motivasyon öğesini içeren unsurlardır. Ameliyat gerektiren durumların önüne geçebilmek için uzman eşliğinde kilo yönetimine başlayan kişiler de yine azımsanamayacak ölçüdedir. Öyle ya da böyle içimizde bizi ideal kiloda olmaya iten bir ilke bulduğumuzda, bunu anlamak, değerlendirmek çok önemlidir. Dahası, kendimizi anlamamız çok önemlidir. Ama sanıyorum, yine ve yine en önemli olan sağlığı aramaktır. Bu arayış, kişiye yeterli ateşleyici gücü vermelidir.

Duygusal AÇLIK

Zor bir günün ardından kaç kez kendimizi çikolata ya da dondurma yerken bulduk? Bunu yapan sayısız insan var ama kilo vermeye çalışan kişilerin uzun vadede başarılı olmalarını da engelleyen, sağlıklı beslenme halini sekteye uğratan da bu! Duygusal açlık... İnsanlar, sağlıklı yiyecekler seçip daha çok egzersiz yapmaya odaklandıklarında anahtar soruyu ıskalıyor: Duygusal yönelimler yüzünden sürekli aç hisseden kişiler, bu alışkanlıklarını nasıl değiştiriyor? Psikolojik açlıkları ile ilgili ipuçlarını nasıl fark ediyor ve bununla nasıl başa çıkıyorlar. Araştırmacılar, işte şimdi bu yanıtın peşindeler. Bu araştırmacıların arasında elbette sadece diyet uzmanları değil, bilişsel ekolden psikologlar da yer alıyor. Bilişsel ekol vurgusu burada çok önemli; çünkü yiyecek ve kişi arasındaki algı, anlam gibi bilişsel süreçler; kişinin yemeğe yönelimini direkt olarak etkiliyor. Bu bakımdan uzmanların “duygusal yeme” ile ilgili vurguladıkları iki nokta var: Bu tip yeme alışkanlıklarına sahip kişiler, ‘uzun dönemde’ başarılı olamıyorlar ki bu da sağlıklı beslenmenin diğer aşamaları önünde uzanan bir engel... Ancak, bildiğiniz gibi duygusal açlığı ‘fark etmiyoruz’ bile. Onu, başarısızlığımızdaki bir engel olarak fark edemediğimiz için üstesinden gelmeye de çalışmıyoruz. Duygusal açlıkla, fiziksel açlıkla mücadele ettiğimiz gibi mücadele etmek bizleri uzun vadeli başarıdan uzaklaştırıyor. Bu iki açlık türü ile, baş etmenin değişik yolları var. Bu anlamda, kişinin ‘duygusal açlığını’ yönetebilmesi için ‘niçin yemek yediğini’ kendisine sorması gerekiyor. Tetikleyici öğeyi tanımlamak, duygusal yemedeki kısır döngünün kırılmasının ilk yolu: Neden yiyorsunuz? Sıkıldığınız için mi, üzgün olduğunuz için mi, heyecanlandığınız için mi yoksa sahiden midenizden açlık sinyali geldiği için mi?

KONTROL EDİN

İkinci adım da, bu durumu tahlil eder etmez, bir adım geri çekilebilmek. Evet, bu iradeyi göstermek de yüksek motivasyon gerektiriyor. Kendimizi neden bir yiyeceğin, abur cuburun önünde bulduğumuzu bilemediğimiz anlarda, sadece sorarak durumu netleştirmeliyiz. Hemen ardından da ‘şu anda gerçekten aç değilim’ diyerek yiyecekten ya da abur cuburdan uzaklaşabilmeliyiz. Bu bir kişisel kontrol hali... Sadece yeme alışkanlıklarını değil, duyguları da tanıma süreci. İşin sonunda beslenmenizi kontrol eden siz misiniz, yoksa hayatınızı kontrol eden şey yiyecekler ve duygular mı bunu da fark etmiş oluyorsunuz. İdealiniz için ateşlenin Daha sağlıklı olmak, daha iyi görünmek, sağlıklı beslenmek, ideal kilonuza kavuşmak için sizi motive edecek düşünce biçimlerine ve kişilere yönelin. Spor yapmak mı? Buzdolabını baştan aşağı değiştirmek mi? Televizyon karşısında atıştırmak yerine egzersiz yapmak mı?.. Siz seçin... Ancak unutmayın ki aceleyle, hızlı va sağlıksız verilen kilolar size geri dönecektir.



Haber Türk
Makale